Barbaros Devecioğlu
Memleketin karanlıklığına, krize ve bütün diğer sıkıntılara rağmen bu hafta salı gününden itibaren kahve, büyük bir sevinç, coşku ve bizim tarif edemeyeceğimiz çeşitli hislerle doldu taştı. Büyük temaşanın sebebi mühim insan (ve uzman aynı zamanda) Friedman’ın “siz büyük güç olacaksınız” (bize diyor yani memlekete) ana fikrine sahip olan konuşmasının duyulmasıydı. Bu konuşma gündüz kahvede televizyonda izlendi ertesi gün de gazetelerde takip edildi. İster istemez 100 yıl sonra da olsa “büyük güç” olacağımız meselesi kahvede pinekleyen herkesi ziyadesiyle memnun etti. Kahvenin ihtiyarları geçmiş zamanın ünlü bir politikacısının “on yıl sonra İtalya gibi olacağız” vaadinin o zaman kendilerini ne kadar sevindirdiğini anlattılar. Bu yüzden de 100 yıl sonra bile “büyük güç” olmanın kıymeti harbiyesini bilmek lazım diyerek, kahvedeki çoşku ortamına önemli katkı yaptılar. Herkes sıkıntısını unuttu, büyük bir muhabbet başladı. Yeniden Osmanlı’dan, beş kıtaya korku salan büyük ülkeye kadar çeşitli konularda kahvenin bütün ahalisi kıyasıya kurdunu döktü. Bu ortama bir miktar uzaktan ve ruh hastası tavrı ile şüpheyle yaklaşan biri ise “ileride buna büyük Friedman gazı derler herhalde” dedi. Fakat bu neşe ve coşku ortamında kimse hasta ruhlu sayılan kahve sakininin konuya yaptığı ender güzellikteki katkıyı dikkate almadı.
Nato’da kalın AB’yi boşverin
Friedman’ın, zaten göründüğü kadarıyla bizi bünyesine almamak için çeşitli bahaneler ileri süren Avrupa Birliğine de “boşverin onlar da batacak isteseler de girmeyin” demesi ise, coşku ortamına en büyük güç olacaksınız kadar mühim bir katkı sağladı. Nato’da kalın, AB’yi boşverin cümlesindeki “Nato” vurgusunu kimse ciddiye almadı ama hasta ruhlu kahve sakini bundan da işkillendi. Fakat ilk müdahalesinde kendisine reva görülen tavır yüzünden bu sefer konuşmadı. Bir yüz yıl içinde Sovyetlerin batacağı, Çin’in ise zaten daha büyüyemeyeceği tespiti onu kuşkulandırmıştı. Bütün bu gelecek hengamesi içinde bizim memleketin nasıl ayakta kalacağını ve nasıl büyük bir güç olacağını tahayyül etmeye çalıştı. Fakat başaramadı. Kendi kendine “zihin açıcı ilaçlar almalıyım herhalde” diye düşündü. Aynı günlerde gazetelerde çıkan tam sayfa ilanlarla yapılan “yeniden Osmanlılık” vurgusu, ikide bir olmadık yerlerde Osmanlı’ya yapılan övgüler ve belli ki Osmanlı’yı geri getirme arzusu taşıyan acayip bir kampanyanın varlığını da ancak bu düşünce esnasında idrak etti. Kriz yüzünden yeterince iyi beslenemediği için düşünme kapasitesinde oluşan yavaşlık, o ana değin bu kampanyanın varlığı, Friedman’ın üşenmeyip, buralara gelişi ve verdiği büyük gazı birbirine bağlamasını engellemişti. Daha fazla düşünmek istemedi, beyninin hasta olan yarısı ona büyük komplo teorileri kurdurmak istiyor, orta şekerli olan diğer yarısı ise “hemen uzaklaş burdan” diyordu. Derin bir nefes alıp, kahvenin tamamına bir göz attı. Yüzyıl sonra büyük güç olacağız mevzusu kahveyi komple bağlamış, diğer bütün meseleleri bitirmişti.
|