Batı medeniyetinin standartlarına uygun ya da en kötü o standartlara ulaşabilmek çabasıyla yetiştirilmiş kuşakların, sosyal devletin en azından fikri alanda varlığını sürdürdüğü yıllardan, liberal ekonominin sınırsız, hesapsız ve kural tanımaz bir kâr güdüsüyle hareket ettiği bir zaman dilimine geçiş süreci; ağır bir zihin tahribatına ve dünyayı ve geleceği idrak etme zorluğuna yol açmış olmalı...
Barbaros Devecioğlu
Soğuk savaşın sürdüğü yıllarda demokrasi lafının iyi kötü bir tanımı varken ve bu tanımın bir karşılığı mevcutken, 1980’lerden itibaren başlayarak hızla batıda değişmeye başlayan ekonomik ve siyasi ortam yukarıda sözünü ettiğimiz kuşağın dünyayı tanımlama araçlarını bir insan ömrü için bile kısa sayılabilecek bir sürede yerle bir etti. Dünyanın sahip olduğu tüm değerli kaynakları sınırsız bir hızla tüketmeyi hedefleyen, bu hedef itibarıyla önüne çıkan irili ufaklı bütün engelleri, ikinci savaştan sonra kendi yarattığı değer sistemini bile yerle bir etmeyi göze alarak bertaraf eden bu pervasız zebellah, hayatın geçici olduğu hakikatını idrak etmiş ve yaşadığı müddetçe efendi gibi bir hayat sürdürmek, en fazla çocuklarına da bu efendiliği aktarmak dışında fazlaca bir hırsı olmayan geniş bir insan topluğunu ciddi bir biçimde kontrpiyede bıraktı. Bu kitlenin bir zamanlar varlık nedenini oluşturan bütün ideolojik önermeler, soğuk savaşın bitişi ve serbet piyasanın mutlak hakimiyetini ilan etmesi ile adeta ıslanmış kağıttan kaplan gibi eridi ve yok oldu. Kağıttan kaplanın belki de son dayanağı Avrupa Birliği üyeliği idi. Ancak görünen o ki (Almanya ve Fransa’nın son çıkışları) bu son mevzi de ha çöktü, ha çökecek.
AB üyeliğinin ortadan kalkma ihtimali
Kimin için demokrasi, kimin için fırsat, kimin için imtiyaz, kimin için eşitlik ve adalet soruları belki de ilk kez orta halli yemek sofralarında konuşulmaya başlandı. Bir zamanlar örgütlenme lafından bile köşe bucak kaçan bu sınıfın son temsilcileri derme çatma da olsa bu lafın kıymetinin farkına vardı. Aslında gidecek hiçbir yerleri olmadığının farkına vardılar, ama bu hakikatı kabul etmek için de çok geç kaldıklarının da farkındalar. Kuşaklar boyunca devam eden değerleri, inanışları, politik tavırları ve alışkanlıkları adeta bir gecede buharlaştı. Şimdilerde büyük bir hızla fakirleştiriliyor ve etkisizleştiriliyorlar. Zenginliğin giderek artan bir şiddette çevreden; küçük ama son derece kuvvetli bir merkeze doğru akması, yıllarca emniyet subabı olarak bildikleri tasarruf yapmanın artık olanaksızlaşması, onları fakirleştirdiği kadar öfkelendiriyor da. Hiç değişmeyeceğini sandıkları mutlak iktidar güçlerinin büyük bir hızla etkisizleştirilmesi, doğduklarından beri bildikleri memleketi onlar için tanınmaz, tarif edilemez bir hale getiriyor. Her geçen gün bu yeni duruma olan şüpheleri artıyor, başlarda az da olsa sahip oldukları iyimserliğin son kalıntılarını da kriz silip süpürdü. Nihai darbe ise tahminen Avrupa Birliği’ne üyelik ihtimalinin tamamen ortadan kalkması olacak. O zaman bugün hâlâ ite kaka yürüyen vaziyet en ciddi darbeyi yiyecek. O zaman geldiğinde bu yok olmakta olan sınıfın yapacağı ittifaklar ve göstereceği tavır hayati bir önem kazanacak. O zaman, bugün bu yok sınıfı ikna etmekle iştigal eden naylon düşüncelerin sözcülerinin lafına hürmet eden de kalmayacak. Zaten ortada hitap edilecek bir kesim de muhtemelen kalmayacak, çünkü eski zamanın şahane bir deyişiyle saflar sarihleşecek. Bugün, ağırlıklı olarak dış dinamiklerle sürdürülen yeni bir memleket yaratma çabasının sonucunu net olarak görebilmek çok zor. Ancak bu çabanın sosyal bir konsensüs olmadan başarıya ulaşması ihtimali lotoyu tutturmak kadar zor. Ama öte yandan piyasa ve jeopolitiğin sabırsızlığı ve tahammülsüzlüğü ise adera delirium boyutlarında. Bu sabırsızlık ve onun karşısında oluşan direnç doğal olarak sözünü ettiğimiz değişimin sözcülerini de endişelendiriyor. Nitekim yakın zamanda bu konuda oluşmuş rahasızlıkların mevcudiyeti bazı gazete makalelerinde açıkça zikredildi.
|