Nick Dyer-Witheford’un “Cyber-Marx” kitabı, William Gibson ve Bruce Sterling’in ortaklaşa yazdığı “Difference Engine” romanına gönderme yaparak başlıyor
Barbaros Devecioğlu
Steampunk modeli kurgu mevzusu yapıldığında hemen hemen her metinde ilk olarak adı geçen bu eser, 19. yüzyılın tam ortasında İngiltere’de mekanik bilgisayarların icadı sayesinde başlayan “informasyon çağı”nı ve onun etrafında dönen bir seri hadiseyi ele alıyor. Bilindiği gibi İngiliz mucit Charles Baggage hakikatte, o tarihte bir bilgisayar icadı ile meşguldu. Ancak mekanik mühendisliğinin yeterince gelişmemiş oluşu Baggage’ın çabasını sadece karmaşık bir hesap makinesi yaratmakla sınırlı tuttu. Difference Engine kitabını bütün kaynaklarda bilim kurgu başlığı altında görmek mümkün ancak bu kitap bu alanın bütün diğer iyi örnekleri gibi aslen bugünün resmini çiziyor. Bilgisayarın keşfi, sermaye ile bilimin koordinasyonu, sınırlar ötesi bir dolaşım, izleme ve gözlemenin akıl dışı boyutlara ulaşması, mükemmel derecede yok edici silahların gelişimi, üretimde otomasyon ve emperyal gücün küresel boyutta gelişimi ve ezici ilerlemesi. Bu genel tarifi, tarihi değiştirerek bugün için yapsanız kimse yadırgamaz. Otomasyon ve insanın ilerlemesi fikri Charles Baggage’ın nihayetinde başarısız olduğu mekanik bilgisayar projesinin de ana fikriydi. Nitekim Baggage’ın yazdığı kitaplar arasında yer alan “On the economy of machinery and manufactures” (Üretim ve makineleşmenin ekonomisi manasına geliyor) makineleşmenin, insan faktörünün üretimdeki rolünü ortadan kaldıracağını iddia ediyordu. Gerçi Baggage makinelere (kastı icat etmeye çalıştığı mekanik bilgisayar) bir tür tanrısal güç de atfediyor ancak Baggage’ın genel olarak niyeti ve arzusu bilimsel ilerlemenin bir noktada insanı özgürleştiren bir dinamik olacağı. Tarihsel koşullar Charles Baggage’ın makinesinin icadının en az bir asır ileride ortaya çıkmasına neden oldu. Fakat bilgisayarın 100 yıllık gecikmesi, bu icadın insanlık üzerinde yaratacağı etkinin sonuçları üzerinde gelecek tahminleri yürütenlerin Baggage gibi düşünmelerine engel olmadı. Örneğin Daniell Bell ve Alvin Toffler’de makineleşmenin, otomasyonun üretim süreçlerini kökten değiştireceğini iddia ettiler. Daniell Bell, bildiğimiz manada işçi sınıfının yerini bir tür teknokrat sınıfına bırakacağını, mülkiyetin ise bilgiyle yer değiştireceğini iddia etti. Bu fikirler, soğuk savaşın sonu, Sovyetlerin dağılması ile birlikte “tarihin sonu” olarak ilerlemeden ziyade mevcut vaziyetin korunması için hatta daha da ilerletilmesi için başarılı bir levye olarak kullanıldı. Örneğin, internetin dünyanın en büyük alışveriş merkezi olarak tanımlanması tahminen Baggage’ın insanlığın ilerlemesi fikrinin yanında durumun nereye geldiğinin traji komik bir hali. Makineleşme insanlığın ne kadar işine yarıyor? Makineleşme çağına dair son elli yıldır yapılan propoganda hep insanlığın ilerlemesini anlatıp duruyor. Ancak hakikat bu alanda askeri teknolojilerin gelişimi, sermayenin kendine yeni levyeler yaratması ve akla hayale gelmeyecek tüketim modelleri yaratılması dışında kayda değer bir vaziyet yok gibi görünüyor. Örneğin daha az çalışmıyoruz, daha iyi bir hayatımız yok, düzenin korunması maksadıyla neredeyse bütün insanlık daimi olarak gözlem altında tutuluyor, en önemlisi ve belki de en çarpıcısı ise bütün bu teknolojik gelişme ve makinalaşmaya rağmen dünya tarihinde ilk kez her altı insandan biri aç. Son elli yıldır makineleşmeye dair gelecek tasvirleri arasında sadece distopyaların iyi kötü içinde bulunduğumuz durumu doğru ve gerçekçi biçimde tarif etmeleri, onun dışındaki her türlü gelecek resminin komple uydurma olduğunun ortaya çıkması son derece akıl dışı bir noktada olduğumuzu gösteriyor. Bill Gates’in açık kaynak savunucularını “bolşevik bunlar” diyerek, durdurulmalarını işaret eder bir şekilde tanımlaması sistemin aslen ilerlemeyi kendi lehine ama insanlığın aleyhine çevirmeyi amaçlayan girişiminin dile dökülmüş halini ortaya koyuyor.
|